Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi olan Allah cc’a hamdü senalar.
Resulüne, onun ailesine ve arkadaşlarına salat-ü selamlar.

Deniz araştırmalarıyla tanınan Kaptan Cousteau (Kusto) Atlas Okyanus’u ile Akdeniz’in sularının birbirine karışmadığını keşfetmiş. Bu keşfini, ‘Müspet İlim Yönünden Tevrat, İncil, Kuran’ adlı kitabın yazarı Maurice Bucaille’ye anlatınca, o’da bunun Kuran’da mevcut olduğunu söyleyerek, Furkan suresi 53. Ayetini okumuş: ‘Birinin suyu tatlı ve kolay içimli, diğerininki tuzlu ve acı olan iki denizi salıverip, aralarında bir engel, bir sınır koyan O’dur.’ Kaptan Kusto bu ayeti inceleyince, ‘Kuranın sıradan bir kitap olmadığını gördüm.’ demiştir. Bu olay Müslümanlar arasında Kaptan Kusto’nun Müslüman olduğu şeklinde yayıldı.

  • Bir; Kaptan Kusto’nun ‘Kuranın sıradan bir kitap olmadığını’ söylemesi Müslüman olması için yeterli miydi?
  • İki; Kaptan Kusto Fransız değil de bir Somalili olsaydı Müslümanlığıyla bu kadar ilgilenir miydik?
  • Üç; Kaptan Kusto’nun cenaze töreni Katolik kilisesinde yapıldı.

Prens Charles eşini bir kadınla aldatmış, eşi Diana da boş durmayıp onu aldatmış. Sonra da boşanıp ayrılmışlar. İngiltere’nin bu haberlerle çalkalandığı zamanlarda Müslüman Ülkelerde prens Charles’in İslam’a ısındığı, gizli Müslüman olduğu haberleri yayıldı. Oysa İngiltere sokaklarında böyle bir haberden eser yoktur. Bu haber, o günlerde İslam dünyasında İngiltere lehine bir hava oluşturmak isteyen İngiliz Dışişlerinin bir tertibidir.
Uzun yıllar İslam coğrafyası üzerinde güçlü bağlar oluşturan İngiltere, imparatorluğun dağılmasıyla bu bağlar zayıfladı ve yeni dünya düzeni durumu daha da kötüleştirildi. Devreye Amerika, Almanya ve diğer başka güçlerin girmesiyle İngilizlerin sömürü kaynakları el değiştirmeye başladı. Uluslararası ihalelerde İngiliz şirketleri geriledi.
İşte böyle bir ortamda Prens Charles Oxford’daki İslam Araştırmaları Merkezinde ‘İslam ve Batı’ konulu bir konuşma yaptı. Konuşmasında İslam’ı öven ve Müslümanlara hoş gelecek sözler sarf etti. Charles’in Oxford konuşması Türkiye dahil birçok İslam ülkesinde çeşitli yayın organlarında aynen yayınlandı. İstenilen ortam oluşturulmuş ve gerekli hedeflere varılmıştı.
Bu konuşmadan bir hafta sonra Charles kalabalık bir İngiliz ticaret delegasyonu ile birlikte Suudi Arabistan, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri ve Dubai gibi körfez ülkelerini kapsayan bir Ortadoğu gezisini Milyonlarca dolarlık ticaret anlaşması yaparak tamamladı. Charles gezi dönüşü yaptığı açıklamada ‘ülkem için neler yapabileceğimi gösterdim.’ diyordu.
Yılların birikimiyle oluşan batı kompleksinin üzerimizde oluşturduğu tesirin iki açık örneği.

Müslüman toplumlar kolay kandırılıp, yönlendirilebiliyorlar. İngiltere’nin Müslüman ülkelerden ihale kapmak için, prens Charles’i İslamı övücü konuşma yaptıracak kadar profesyonel yalancılığı yapabileceğini aklına bile getirmiyor.
Yeni dünya düzeninin sahiplerinin tek düşündüğü şey çıkar ve ekonomik güç. Bunu sağlamak için dini de kullanır, dini değerleri de, din adamlarını da.
Afrikalılar kendilerine gelen batılı misyonerler hakkında şöyle diyorlar: ‘Misyonerler geldiği zaman onların elinde İncil, bizim elimizde toprak vardı. Şimdi bizim elimizde İncil, onların elinde toprak.’
Amerika ve beraberinde Irak’a girenlerin elinde Demokrasi vardı, Iraklıların elinde toprakları, evleri ve petrolü vardı. Şimdi toprakları ve zenginlikleri ABD ve yandaşlarının elinde. Iraklıların elinde Demokrasi bile yok. Her gün patlayan bombalar ve onlarca ölü.
Küresel güçler tüm Dünyanın dizaynı için askeri, siyasi, kültürel birçok koldan uğraş veriyorlar. Bunlardan en tehlikeli olanı kültürel dizayn. Dini değerleri, kültürel birikimleri yok etmek.
Küreselleşme değerleri yok ediyor. Toplumları ahlaki çöküntüye, ben merkezli çıkarcı yaşama yönlendiriyor. Böylece olayları kavrama, perde arkasını okuma ve direnç gösterme özellikleri toplumda kayboluyor. Kolayca provoke edilebiliyor. Toplum için, ahlaki değerler için, insanlık için mücadele etmek aptalca bir uğraş olarak görülmeye başlıyor. Toplum nasıl değiştirildiğini, nasıl dönüştürüldüğünün farkına bile varamıyor.

Türkiye’den garip bir değişim örneği paylaşalım. Türkiye’de uzun yıllar Avrupa birliğinin bir parçası olmak için, Batılılaşmak için uğraş verenler, İslami camiayı bu yöndeki hedefe karşı çıkmakla suçluyorlardı. İslami kesim dini hassasiyetlerle Avrupa Birliğine girmeye karşı çıkıyordu. Bu gün ise İslami kesimin önemli bir bölümü Avrupa Birliğine taraftar. İslami kesimi Avrupa Birliğine karşı olmakla ‘gerici’ diye suçlayanlar şimdi Avrupa Birliğine kendileri karşı.
Hangisi doğru? Değişen ne? Düşünceleri, tavırları duruşları değiştiren ne, ya da kim?! Bu değişimi sorgulayan, analizini yapan var mı?
Küresel güçler toplumları değiştirirken kendi çıkarlarına uygun hale getirmek için kelimeler, kavramlar üretirler, kalem ve kelam sahipleri satın alırlar, onları etkilerler. Onlar da bir toplumun değişmesinde en büyük katkıyı sağlarlar. Bu hizmet gurubun içinde bazen sivil toplum kuruluşları bazen din adına öncülük edenler, bazen siyasi liderler, bazen Akademik kariyer sahipleri olurlar. Konular bazen kadın hakları, bazen işçi hakları, bazen yeni, aydın dini düşünceler, bazen azınlık hakları, bazen Batının üstün değerlerini yakalama uğraşı olur. Ama her halükarda hepsinin etkisini kalıcı kılmak için Medya’nın desteği olur. Medya olayları, düşünceleri Küresel güçlerin isteği doğrultusunda işler, sunar ve toplumu yönlendirir.
1999 yılında ölen Halder Camara isimli piskopos ’un anlamlı bir sözü var: ‘Yoksullara yardım ettiğim zaman bana ‘Aziz’ dediler. Onlardan niçin ve nasıl yoksul bırakıldıklarını sorgulamalarını istediğim zaman bana komünist dediler.’
Aç, fakir bırakılan, sömürülen insanlara yardım taşıdığınızda iyi bir insan olarak tanıtılırsınız. O insanları uyarmaya, kim tarafından nasıl sömürüldüklerini, bu sömürü düzenini nasıl değiştirebileceklerini anlatmaya başladığınızda hâkim güçler tarafından bulunduğunuz yere göre size uygun tehdit unsuru taşıyan bir terimle adlandırılırsınız. Terörist, aşırı dinci, bölücü, belki de vatan haini.

Dünya üzerinde, herhangi bir coğrafya da toplumsal bir olay yaşanıyorsa bu sadece o toplumun kendi dinamiklerinden değil, küresel güçlerin bir programının sonucudur. Hiçbir toplumsal olay, siyasi değişim tesadüfi değil, yapılan bir programın sonuca yansımasıdır.

Olayların perde arkasını okuma ferasetini göstermeyen toplumlar, üzerinde oynanan oyunlara kurban olmaya mahkûmdur.

 

Abdullah Kasapoğlu
Başkan

NEWSLETTER (HABER BÜLTENİ)

captcha 

Ayet / Hadis

YENİ ETKİNLİKLER

GT: Gençlik Teşkilatı
HT: Hanımlar Teşkilatı
HGT: Hanımlar Gençlik Teşkilatı

Herhangi bir etkinlik bulunamadı

Basın açıklaması

Ziyaretçiler

268 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

Suchtpraevention

SIG - Suchtprävention

Kültürlere özgü aileye yönelik, bağımlılığı önleme kurslarımız başlamıştır.

www.sig-suchtpraevention.ch

Great docs & support

Eğitim merkezi

200'ün üzerinde öğrenci sayısıyla ve 10'un üzerinde kurs imkanıyla herkese hitap eden Eğitim merkezimiz.

www.bildungs-zentrum.com

Restaurant

Güven Restaurant

Türk Mutfağının değişik lezzetlerini tatlılarından sulu yemeklerine, kebap çeşitlerinden pidelerine kadar hepsini tadabilirsiniz.
 

Güven Restaurant & Market

Kabe

SIG-MG Reisen

İstediğiniz tarihlerde uygun fiyata izine gitme imkanı. Eşsiz ve unutulmaz Hac & Umre ziyaretleri.

www.sig-mg.ch

Go to top